selimur

Garip Zamanlar

Garip zamanlardan geçiyorduk, kıyamet öncesiydi. Saçlı yılanlar vardı. Saçaklardan buz sarkmıyorken… Güneş daha bir yakıyorken çiğ ışık, yakıcı sıcak ve neonlar altında. Biz insanlar kısaca kalabalık. Ellerimizdeki cihazlara yumulmuş; önlerimize bakamıyor, işlerimize dönemiyorduk. Zevkler anlıktı. Gülüyor; üzülüyor, seviniyor; kahroluyorduk. İnsan bilimciler kasların hareketine bakarsanız anlarsınız. Bunlar lütufkar bir devirde yaşamışlar. Dört yüz yaşında olmalı bu mutlu azınlık, diyorlar. Bilgiççe, kayıtsız. Talihli, ballılar bizse dişimizi sıksak seksen seneyi ancak devirebiliriz. Hem güneş hızını artırdı, gün eskiden yirmi dört saatti. Bizse on beşini ya görüyor ya görmüyoruz… Yanılıyorlardı; sadece ellisinde kalbine yenik düşmüştü bunlar. Ben anneannemden dinledim. O anneannesinden, o da babannesinden… işitmiş. Bir eğlentiden dönüyordu bu kafile. Yolda toplu kalp aksesine tutulmuşlardı, yahut sürücüleri tutulmuştu da denize gömülmüşlerdi, kavşağa kavuşup dönemeyerek. Evet, eskiden burada deniz varmış. Deniz, göl dediğimizden biraz daha büyücektir.

Sayrılı, tehlikeli bir geçitten geçercesine küfürler sallıyorduk. Kalıntılar! Sanırsam ikinci akıllı cihazlar devriydi. Kazı bilimciler öyle der. İletişim cihazı ekranındaki çizik ve çatlaklar, bu devrin alametidir. Ellerinde tutmayı öğrenmeleri veya evrimleşmeleri beş senelerini almış. Bu konu hakkındaki tartışma hala sürüyor. Farkında bile değildiler. İçlerine giren virüsün verdiği özgüvenden, gençliklerine sarılıyorlardı. O günden yadigardır… Alıştılar. Maskeler altında yüz okuma çalışmalarına alıştılar. Maskeler o günlerden yadigardır. İletişim için evvelsi gibi önyargılarını kullandılar. Yine ve yeniden yanılmıştılar. Mesela bir eski yazı okuyucusu şöyle aktarır: Paranın üstünü veren dolmuşçu neden öyle baktın verdiğimi beğenmedin mi, diyebiliyordu; bel bel bakarak. Evet, şükür ki o günler geride kaldı. Para yok, dövmelerimiz var; bir ekmek iki gıdım yara. Vücudun kaplanınca köle oluyorsun. Yaklaşık ellinde sisteme katılıyorsun. Meğer ki har vurup harman savurmayasın… Seni bir daha gören olmuyor. Yirmilerinde uzak diyarları tutan çokluktur, bilmezsiniz. Benim için o günler çok uzak. Eğer uslu durursam tabii. Kuralı koyan adam hayattan esinlendiğini söyler. Hayat, peşin verip taksitle alırmış. Bizse vücudumuzu epeydir mülkümüz saymıyoruz. Yine de kural kuraldır.

O günler, uçan arabaların ilk denendiği devirlerdi. Gerek kalmadı açıkçası. Biz ozon tabakasını yırttık, havayı seyreştirdik; sera gazı salmışlar önceleri bol bol. Sağ olsunlar. Okula giderken çocuklar artık havada süzülüyor. Rüyaydı gerçek oldu. Her ne kadar suyu çözüp oksijenini yutuyor olsak da, hiç yoktan iyidir.

Kalabalıklar o devirde güldüğünü göstermek için göz kapaklarını kısıyordular. Mesele, dil bilmeyene bağırarak söylediğini tekrar etmek denliydi. Kazayağı kırışıkları belirsin için. Gülüyorsa kahkahaya yükselmeliydi sesleri. Bizse birbirimizi görmeden evleniyoruz, artık. Maskelerimiz büyük. Yahut bir oksijen kabininde gerdeğe giriyor zenginlerimiz.

Aşırılar devrindeydik, uzaya çıkıyorduk. Yeşil ırk bilim adamları ağaç isminde bir yaratıktan bahseder. Ayakları yerde gömülü imiş, dağlar kadar büyükmüşler. Herkes korkarmış onlardan. Eski çağlar! Dağlar eskisi kadar büyük değil tabii. Şimdi hepsi bir boy. Bir deprem bilimci der: Depremler herhangi birinin yüksek olmasından kaynaklanır. Çok sonraları keşfedildi. Bilmezsiniz. Unutmadan, eskiden yeşil ırk garipsenirmiş, kimse kızını vermezmiş bunlara. Bilmezsiniz ama tahmin edebilirsiniz. İlk yeşil insan, bir denek evinde doğmuş. Haliyle annesi yanlışlıkla -ki hep öyle anlatırlar- Coca Cola yerine ismi afilli, kloroforyum gibi bir şey, yudumlamış. Bu kadının hayatı da bir ağlatıdır, ama onu başkasından dinleyin. İlk ay yanıklar, ikinci ayın ortasında vücudunda minik klorofiller kabarmaya başlamış. Kısaca kocası onu terk etti. Herkes bilir. Bilim adamları ve hükümet bağırlarına bastılar. Anısına saygı için Coca Colayı yasakladılar. Kolanın olmadığı bir dünya düşünebiliyor musunuz, biz biliyoruz. Piyasaya Occa Cola, Acoc Cola gibi devrikleriyle sürüldü. Toplatıldılar. Kaçaklarının önü alınamayınca bütün meyan kökleri yok edildi. Sentetikleri üretildi merdiven altında. Gerçi merdiven de yok… Lafı uzatmayayım! Tatlandırıcılar aynı duyumu vermiyormuş. İnsanlık bir başka bağımlılıktan kurtuldu anlayacağınız.

Bu karbondioksit ve türevleri bolluğunda bir tek yeşil ırk şehir hayatına uyum sağlayabildi. Yine de ne kadar bahtlılar, habersizler. Bu sonralar yeni bir şey peydahlandı. Aşırı zenginler köle olarak alıyor evlerine bunları süs bitkisi gibi. Evet zenginler ve aşırı zenginler hala var. Bana sorarsanız dünyanın sonu gelmiş, düpedüz sapkınlık.

Tanıdığım bütün yılanlar keldi, ama ben küçükken evimizden buz saçakları sarkardı, demiş bir bilim adamı. Anlamadım doğrusu, Mars’ta yahut Venüs’te mi yaşıyormuş ne?!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi:
close-alt close collapse comment ellipsis expand gallery heart lock menu next pinned previous reply search share star