selimur

Kuruntu

Bu aralar kafası yerinde değilmiş. Ötelerde, nerede olduğunu bilmiyor. Acı çekmeye susamış. Umuyor. Böylece sinirlerini boşaltabilecek. Bu yaşam başkası, başkaları için yaratılmış sanki. İstemese de zaten her an acı çekiyor. Sırtı onu öldürüyor, karnı aç ve tok iken orada ikâmet eden tek şey acı. Geleceğini, nereye varacağını tahmin edemiyor. Tatminsizlik et kadar yumuşak ve et kadar kaba. Doymak yuvarlak bir şey ve gariptir ki ona batıyor. Yürüyünce sızıları biraz sakinleşiyor. Telâşeye kapılmamak lâzımmış. Dinlenmeye oturunca tekrarlıyor. Keşke saçları kirpi gibi başkalarının gözüne batmasaydı. Hayatı boyunca tanıdıklarının onu kıskandığını sanmıştı, oysaki tanıdığı herkesi kıskanan ta kendisi. Farkında değil. Memnuniyetsiz. Ayvayı yediğinde kursağını ve midesini kazıyan o, kıvrandıran da… Acı! Hayatının özü bu acıya bağlı. Çeperleri zorlayan o tatminsizlik. Tek şey acılarına deva, düşüncelerine merhem. Onunla dertleri unutur ve pembe bir bulut önüne konar. Önceleri renk körüymüş de şimdi renkler keskinleşmiştir. Kırmızı, yeşil, mavi yerini almış. Lambanın ya gün ışığının iliştiği eşya gözünde hayat bulmuştur. Anlam kazanmıştır. Yalnız o kamaşma anında…. Kırık vazonun beyaz içi sivrilir. Çiçekleri birer sanat eseri. Kokuları iplik iplik birleşir, gelişir. Gür ve gürbüzce odayı kaplar. Sihirli bir iksir örülür. Kokuyla sarılır sarmalanır. Sinirleri törpülenir, gerginliği ötelenir. Yatışır. Toprağa gömüldüğü zamanlardan kalma bir hatıra. Eklemlerindeki o sızı; sindirilmiş, uzaklara yokluğa gitmiştir. Acılar solar sonsuza dek. Öyle sanar bir ara. Safi bir güven, hüzün ve kavrama yeteneği bahşeder bu. Kapıları yıkılır, duygular seline kapılır. Ömür selinden bir kütük çeker çıkarır. Felekten bir gece çalar.

Bir başına olmaz yalnız. Onu yüklenecek, zıpırlıklarına katlanacak birileri yanında yamacında illa olmalı. Hem bu kadar hafiflemişken onu tek elle kaldırırlar zaten. Kimseye yük olmaz. Tersini arzulasa da olamaz. Eğlenmek tekil bir eylem değildir. Kötü seslerden bile koro olur. İlkin beğenmediği, uzak durmak için köşelere çekildiği günyüzü geride kalmıştır. Herkesin çehresi alımlıdır bundan böyle. İçlerindeki insan iyiliğini hisseder ve bir daha keşfeder. Paylaşır. Nedensiz bir gülüş nehrine kapılır. Çocukluk masumluğuna ulaştığını duyumsar. Yudum yudum oraya varır. Adım adım değil. Oda labirente döner, her köşesi başka güzel. Odadan çıkmak istemez zaten. Ya sabaha ne olacak, sorularını kafandan sil, der kendine. Sarhoşluğun hoş yanı bu olsa gerek. Erimek… O kesin ondan daha iyi ve anlayışlı biri olur çıkar. Başkasına başkalarına daha az garezle bakar. Belki de içinin bozulmadığının tek kanıtı, iradesinin kısmen yittiği, gevşediği bu saatlerdir. O vakit herkesle dost olur. Gündüzün yüzü kara herkesin yüzü anında ışıldar. Onları yanına çekip yanağından öpmek ve öğüt vermek ister. Sarılmak özlediği şeydir. İnsanlar! Neden böyle, diye sormak… Hırslılar! Kim bizi hatırlayacak? Kimsenin bize borcu yok. Hele hayat, onun ne gibi borcu olabilir? Kimse bizi kurtarmayacak. Onlar için içim kan ağlıyor. Biziz, biz varız. Onların maddeyle var olma acısına içerler. İçer. Onlara anlatmak ister. Var edeni bilmezler. Birbirine çekilen bağlanmayı…

Çoğunluğun esrikliği hoştur. Dertlerinin düğümünü çözer. O bir an halaydaki ritimdir. Yalnız içmekse garama sürükler. Düğümü bir kat daha atmak demektir. Karanlık denize bakarcasına sallantılı… Orada öyle kayık, nasıl kendini akışa emanet ediyorsa. Evde kafası iyiyken ve kız arkadaşı diğer odadayken doğrulur, kapısını tıklatır. Öncesinde ufak bir kargaşa yaşanmış mı, hatırlamaz. Kitabından ya da telefondan dönen güzel kafasına bakar, sürekli aynı şakaya takılır. Yüzü kızarmıştır. Yüzünde kekre, katmerli bir sevinç. Başını kapı arasına sıkıştırıp “başım sıkıştı, yardım etsene” der. Diğeri dingin, onu üzerinden atan bir hoşgörüyle gülümser. Bunlar hatırladıklarıdır, ama kesinkes onun gözünde serseri mayından farksızdır. Kapıyı arkasından kapatınca endişeler köşelerden dilini çıkarır, duvar köpürür, duvarda tüyler biter. Yaslanır. Gülüşündeki alametleri saniyelere böler. Her mimiği ameliyat masasına yatırır, yarar ve deşer; anlam verir, “evet, doğru” der ve bir yarım dakikada olup biteni unutur.

O çehredeki gülümseme midir, gülüş müdür, istihza mı? Güldürü basit miydi, beni küçümsedi mi? Yoksa… “evet, doğru”. Ne diyordum?

8 replies to “Kuruntu

  1. Metninize baktım, google çevirmeninin Türkçe konusunda iyi bir iş yapmadığını düşünüyorum. Ama yine de yazınızda pek çok duygu olduğunu görüyorum. Tam olarak kavrayabilmek için Türkçe bilmek isterim. Şerefe!

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla
%d blogcu bunu beğendi:
close-alt close collapse comment ellipsis expand gallery heart lock menu next pinned previous reply search share star